ŞEHİR YÖNETİYORUZ BEYLER

ŞEHİR YÖNETİYORUZ BEYLER

Cem Atmaca´nın Kaleme aldığı bu yazıyı Hayırsever Birileri Mehmet Sekmen´e Okutsun Lütfen!...

Erzurum´a ve Erzurum´un Tarihine,

Tarihi şahsiyetlerine,

Tarihi kahramanlıklarına,

Efsaneleşmiş hikayelerine,

Tarihteki ve bugünkü yerine ve önemine değinerek uzun bir yazı kaleme almak yerine kısa ve öz bir makale yazmak istedim.

Neden mi diyeceksiniz.

Kökleri Erzurum´da olmayan, Erzurum´u ve Erzurumluluğu sadece devletin bütçesinden beslenen bir belediye ve kasası olarak gören zihniyete bunları anlatmak boşuna da ondan.

Bir şehir yönetiyoruz beyler.

Bu şehri dinamiklerini bilmeden ve tanımadan yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri sosyal, ekonomik, demografik, kültürel, geleneksel yapısını bilmeden yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri halkını tanımadan ve hakka riayet etmeden yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri yönetme iddiasında olup oradan buradan topladığınız alanında tecrübeli (hangi konuda tecrübeli  OLDUKLARINI okuyucular biliyorlar) diye takdim ettiğiniz hurdacılarla yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri kapısında vatandaşı 4 buçuk saat bekletip, sonrada yarın gelsin diyen genel sekreter yardımcısıyla yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri sevgisiz, saygısız, anlayışsız, sadece para endeksli bir zihniyetle yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri başkan danışmanı sanatsal etkinlikler üzerinden ajans yüzdesi adı altında 2 trilyon (eski parayla) götürdüğü iddiasına rağmen yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri 200 bin 19 litre damacana aldık, 200 bin koli 200 cc su aldık ve bu alıma 600 milyar (eski parayla) ödeme yaptık diyerek yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri ELİNE, BELİNE, DİLİNE sahip olamayan genel müdürlerle yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri Kandil simidini bile İstanbul dan getirterek yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri atlama kuleleri hafif kaymış açıklamaları ile yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri Ulusal medyaya çıkıp ´Erzurum da patates, Ayçiçeği yetiştireceğiz´ şeklinde; kargaların bile üzerinize güleceği demeçlerle yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri o televizyon kanalı benim, diğer kanal senin diyerek kanal kanal dolaşıp kendinizi birilerine göstererek ´reyting Hamdi´ tiplemesiyle yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri şehirden ve tüm değerlerin uzak kalarak yönetemezsiniz beyler.

Bu şehri 14 ayda doğrudan temin yoluyla harcadığınız 270 trilyon (eski parayla) lira ile yönetemezsiniz beyler.

SLOGAN BELEDİYECELİĞİ VE MEHMET SEKMEN

Her zaman söylemişimdir ´İktidar olmak ayrı, Muktedir olmak ayrı iştir´.

İktidar olup muktedir olamayan şehirdeki tek belediye Büyükşehir belediyesidir.

İlçe belediyelerinin yetkilerini elinden alarak BİR AHTAPOT gibi her işin harcamasını kendi kasanızdan kesenizden yaparak bu şehirde muktedir olamazsınız.

İktidarın gücüyle ve tercihiyle ve Erzurum halkının iktidara gösterdiği teveccühle geldiniz ve seçildiniz.

İktidar oldunuz ama muktedir olamadınız % 70 oyu % 52 ye düşürerek muktedir olamadığınızı gösterdiniz.

Slogan belediyeciliği en ucuz belediyecilik yöntemidir.

Yatırım, atılım yapıp halkı ve şehri memnun etmek yerine ´ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANI´ deyip slogan atarak bu işin yürümeyeceğini sandıklar net bir şekilde ortaya koydu.

Şehre belediye başkanı olup, kendini vali, emniyet müdürü, cumhuriyet Başsavcısı, Tarım il müdürü, Karayolları bölge müdürü, Spor İl Müdürü yerine koyan ben bir tek Mehmet SEKMEN´İ gördüm.

Mehmet SEKMEN´in reyting uğruna çıktığı o Tv, bu Tv deki konuşmalarına bakınca sanki Erzurum bir sömürge Valiliği olmuş Mehmet SEKMEN de Sömürge Valiliğinin valisi.

Hiç üstüne vazife olmayan şehrin Valisinin, Emniyet Müdürünün, Tarım İl müdürünün iştigal alanlarında kafasına göre atıp tutuyor.

Bir bakıyorsun;

Sittin senedir yetişen Patatesi Erzurum´da yetiştirmeyi düşünüyor.

Bir bakıyorsun;

Yerle bir olan atlama kulelerinin hafif kaydığını düşünüyor.

Bir bakıyorsun;

 Erzurum´a kuş cenneti düşünüyor.

Bir bakıyorsun;

Fuar alanına 1970 li yıllarda zaten yapılmış olan 1milyon metrekarelik havuz yapmayı düşünüyor.

bir bakıyorsun;

Ayakkabı fabrikası yapmayı düşünüyor.

Bir bakıyorsun hayvanat bahçesi yapmayı düşünüyor.

Kısacası düşünüyor da, düşünüyor.

Sadece düşünüyor Mehmet SEKMEN, hindide sürekli düşünüyor ama yılbaşında sofralara ana yemek olmaktan da kendini kurtaramıyor.

Mehmet SEKMEN´e düşünmesi için birkaç soru sorayım da bir de bunları düşünsün.

Mesela

Haki GÜNER kimdir şahsınızla ve Büyükşehir Belediyesi ile ilişkisi nedir?

Lütfen düşünüp cevap versenize.

200 Bin adet damacana su ne oldu?

Lütfen düşünüp cevap versenize.

Metrekaresi 44 lira olan andezit kaplamanın nasıl belediyeye 64 liraya fatura edildiğini.

Lütfen düşünüp cevap versenize.

İstanbul´dan neden ve hangi gerekçe ile kandil simidi aldığınızı.

Lütfen düşünüp cevap versenize.

Onur DURASI ve Büyükşehir belediyesi ilişkilerini.

Lütfen düşünüp cevap versenize.

Aslında yönelteceğim onlarca soru var ama kafa karışıklığına meydan vermemesi açısından onları da başka bir yazım da sorayım.

Şimdi konularla alakasız iki fıkra ile yazıma son vereyim. Fıkralar yukarda ele aldığım konularla uzaktan yakından ilgili değildir.

Fincancının Katırları
Hoca bir gece mezarlıktan geçerken aniden ayağı kayar ve eski bir mezarın içine düşer. O anda aklına geceyi orada bir ölü gibi geçirerek yazıcı melekleri görme fikri gelir. Hemen yatar ve beklemeye başlar. Bir süre sonra mezarlığa yaklaşmakta olan fincancı kervanından yükselen katırların çan sesleri, katırcıların konuşmaları, homurtular derken iyice yaklaşan seslerden korkan Hoca kıyamet vakti geldi sanarak dışarıda ne olduğunu görmek için mezardan dışarı çıkınca bir anda yarı çıplak Hoca´yı gören katırlar ürker. Hortlak görmüş gibi her biri bir tarafa kaçışan katırlar bütün yükleri yerlere yuvarlar, küfelerdeki porselen tabak çanak fincanları zayi ederler. Bunun üzerine sinirlenen fincancılar koşup Hoca´yı yakalarlar:
- "Be adam gecenin bir vakti ne yapıyorsun burada?" derler. Hoca korkudan kekeleyerek
- "Be be ben öbür dünyadan geldim. Bir bakayım burada işler nasıl gidiyor." Deyince adamlar Hoca´yı bir güzel pataklarlar. Bin perişan eve dönen Hoca´yı telaşlı karısı karşılar:
- "Ee anlat bakalım ne bu halin? Öbür dünya nasıl? Ne var?...Hoca biraz vakurlu biraz üzgün:
- "Hiç bir şey. Ta ki fincancı katırlarını ürkütene kadar!"

Mısır kadısı
Bir gün Hoca, gene eşeğini kaybeder. Eee, bu kaçıncı! Gayri canına ´tak´ eder:
- ?Biraz da o beni arayıp bulsun!" diye soylenir. Şuradan şuraya adımını atmaz. Aradan aylar, günler geçer. Karakaçan ne döner gelir, ne bir kuru selam gönderir. Günlerden bir gün Hoca eşekler başı Deli Ömer´i görür ve eşeğinden haber sorar. Deli Ömer:
- ?Duymadın mı senin eşek Mısır´a kadı oldu!? Bunu duyunca, Hoca başını sallar:
- ?Tevekkeli değil; ben bizim çömeze ders verirken, o da kulaklarını dikip dinliyordu!" der.

 



Anahtar Kelimeler: